DUA
Hazırlayan: F.ALTAN
“De ki: “Duanız (kulluk ve yalvarmanız) olmasa,
Rabbim size ne diye değer versin?”
Yalanladığınız için, azap yakanızı
bırakmayacaktır.”
“Rabbiniz: “Bana dua edin ki duanıza icabet
edeyim. Bana kulluk etmeyi büyüklüklerine
yediremeyenler alçalmış olarak cehenneme
gireceklerdir” buyurmuştur.”
1.
Resulullah (s.a.a): “Dua ibadetin özüdür. Hiç
kimse dua ile helak olmaz.”
2.
Resulullah (s.a.a): “Dua müminin silahı, dinin
direği, göklerin ve yerin nurudur.”
3.
Resulullah (s.a.a): “Şüphesiz insanların en
acizi duadan aciz olandır.”
4.
Resulullah (s.a.a): “En üstün ibadet duadır.
Allah, kula dua için izin verirse, ona rahmet
kapısını açar. Şüphesiz hiç kimse dua ile
helak olmaz.”
5.
İmam Ali (a.s) oğlu Hasan’a (a.s) yaptığı
vasiyetinde şöyle buyurmuştur: “Bil ki
şüphesiz dünya ve ahiretin melekûtunun
hazinelerini elinde tutan, senin dua etmene
izin vermiş, sana icabet edeceğini üstlenmiş,
sana bağışta bulunmak için kendisinden
istemeni emretmiştir. O rahim ve kerimdir.
Seninle kendisi arasına seni O’ndan
engelleyecek birisini karar kılmamış ve
katında senin için şefaat edecek birine seni
sığındırmamıştır... Sonra dua ve O’ndan
istemek olan hazinelerinin kilidini eline
vermiştir. O halde istediğin zaman dua ederek
hazinelerinin kapılarını açabilirsin.”
6.
İmam Ali (a.s): “Dua, rahmetin anahtarı ve
karanlığın meşalesidir.”
7.
İmam Ali (a.s): “Aziz ve celil olan Allah’a,
yeryüzünde en sevimli amel duadır.”
8.
İmam Ali (a.s): “Dua, müminin kalkanıdır.”
9.
İmam Sadık (a.s): “Duadan ayrılma. Şüphesiz ki
duada her hastalığın şifası vardır.”
10.
İmam Sadık (a.s): “Dua et ve: “İş işten geçmiş”
deme. Şüphesiz aziz ve celil olan Allah
nezdinde sadece dua ile elde edilen bir makam
vardır.”
11.
İmam Sadık (a.s): “Dua, keskin mızraktan daha
etkilidir.”
12.
İmam Rıza (a.s): “Peygamberlerin silahıyla
kuşanın.”Kendisine: “Peygamberlerin silahı
nedir?” denilince şöyle buyurdu: “Duadır.”
Dua Her Türlü
Belayı Defeder
13.
Resulullah (s.a.a): “Bela kapılarını dua ile
kapatın.”
14.
İmam Ali (a.s): “Bela dalgalarını dua ile
defedin. Şüphesiz belanın usandırdığı müptela
kimse, duaya, beladan güvende olmayan
afiyetteki kimseden daha muhtaç değildir.”
15.
İmam Sadık (a.s): “Herkim kendisine bir
belanın çatacağından korkar da bela gelmeden
önce dua ederse, aziz ve celil olan Allah onu
asla o belaya düşürmez.”
Her Zaman ve Her
Şey
İçin Dua Etmek
“İnsanın başına bir sıkıntı gelince Rabbine
yönelerek O’na yalvarır. Sonra Allah, katından
bir nimet verince önceden kime yalvarmış
olduğunu unutuverir; Allah'ın yolundan
saptırmak için O’na eşler koşar. De ki:
“Küfrünle az bir müddet zevklen, şüphesiz sen
cehennemliksin.”
16.
Bihar’ul-Envar’da yer aldığına göre Allah-u
Teala Davud’a (a.s) şöyle vahyetti: “Rahatlık
günlerinde beni an ki ben de zorluk günlerinde
sana icabet edeyim.”
17.
Resulullah (s.a.a): “Rahatlığında kendini
Allah’a tanıt ki şiddetli sıkıntı anında seni
tanısın.”
18.
İmam Bakır (a.s): “Mümine, zorluk anında dua
ettiği gibi rahatlık anında da aynı şekilde
dua etmesi yakışır.”
19.
Bihar’ul-Envar’da şöyle yer almıştır: “Allah
Musa’ya şöyle vahyetmiştir: Ey Musa! İhtiyaç
duyduğun her şeyde, hatta koyununun otunu ve
hamurunun tuzunu bile benden dile.”
20.
İmam Bakır (a.s): “Hiç bir isteği çok görmeyin.
Zira Allah nezdinde olanlar, takdir
ettiğinizden daha çoktur.”
Dua İcabetin
Anahtarıdır
“Kullarım sana beni sorarlarsa, bilsinler ki
ben, şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin,
dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık
onlar da davetimi kabul edip bana iman
etsinler ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar.”
21.
Resulullah (s.a.a): “Allah bir kula icabet
etmek istediğinde ona dua etme iznini (başarısını)
verir.”
22.
İmam Ali (a.s): “Herkim münezzeh olan Allah’ın
kapısını çalarsa, kapı kendisine açılır.”
23.
İmam Hasan (a.s): “Aziz ve celil olan Allah,
isteme (dua) kapısını açtığı hiç kimseye
icabet kapısını kapatmamıştır.”
Duanın İcabet
Şartları
a)
Marifet
24.
İmam Sadık (a.s), kendisine; “Neden dua
ediyoruz da duamız müstecap olmuyor” diyen bir
topluluğa şöyle buyurmuştur: “Çünkü şüphesiz
sizler tanımadığınız bir kimseye dua
ediyorsunuz.”
25.
İmam Sadık (a.s): “Adamın biri Müminlerin
Emiri’nin (a.s) yanına vardı ve şöyle dedi:
“Ben Allah’a dua ediyorum, ama müstecap
olmuyor.” İmam şöyle buyurdu: “Çünkü sen
Allah’ı, O’nun sıfatları dışındaki sıfatlarla
nitelendiriyorsun. Şüphesiz duanın dört
hasleti vardır: Batını ihlâs, niyet (kalp)
huzuru, vesileyi tanımak ve isteklerinde
insaflı olmak. Acaba sen bu dört hasleti
bilerek mi dua ediyorsun?”O şahıs; “Hayır”
deyince İmam şöyle buyurdu: “O halde onları
tanı.”
b)
Marifet Üzere Amel Etmek
26.
İmam Ali (a.s), kendisine; “Allah; “Bana dua
edin sizlere icabet edeyim” diye buyurmuştur;
o halde neden dua ediyoruz da icabet edilmiyor?”
diye sorulunca şöyle buyurmuştur: “Zira
kalpleriniz sekiz hıyanette bulunmuştur. İlk
olarak siz Allah’ı tanıdınız, ama hakkını
sizlere farz kıldığı şekilde eda etmediniz.
Dolayısıyla bu tanımanız sizlere fayda vermedi...
Dualarınızın kapılarını ve yollarını
kapattığınız takdirde hangi duanız kabul
olacak?”
c)
Kazanç Temizliği
27.
Resulullah (s.a.a): “Şüphesiz kul, yiyeceği
haram olduğu halde elini Allah’a doğru
kaldırır. Bu haliyle kendisine nasıl icabet
edilsin?”
28.
İmam Sadık (a.s): “Sizden herkim kendisine
icabet edilmesini istiyorsa, kazancını
temizlemeli ve insanların hakkını ödemelidir.
Karnında haram olan veya yanında halktan
birine ait bir hak bulunan kimsenin duası
Allah’a yükselmez.”
d)
Dua Anında Kalp Huzuru
29.
Resulullah (s.a.a): “Bilin ki şüphesiz Allah
gafil ve habersiz olan kalbin duasına icabet
etmez.”
30.
Resulullah (s.a.a): “Kalbiniz yumuşadığında
dua etmeyi ganimet bilin. Şüphesiz ki kalp
yumuşaklığı rahmettir.”
31.
İmam Sadık (a.s): “Şüphesiz Allah, katı olan
kalbin duasına icabet etmez.”
32.
İmam Sadık (a.s): “Sizden birisi kalbi
yumuşayınca dua etsin. Şüphesiz kalp halis
olmadıkça yumuşamaz.”
İcabetin
Engelleri
a)
Günah
33.
İmam Bakır (a.s): “Şüphesiz kul Allah’tan bir
hacet dilerse, Allah da yakın gelecekte ve
biraz ertelemeyle o hacetini giderir. Ama kul
sonradan günaha duçar olursa, Allah Tebarek ve
Teala meleğe şöyle der: “Onun hacetini giderme
ve onu mahrum kıl. Zira o kendini benim
gazabıma maruz bıraktı ve benden taraf
mahrumiyete müstahak oldu.”
b)
Zulüm
34.
İmam Ali (a.s): “Şüphesiz aziz ve celil olan
Allah İsa b. Meryem’e (a.s) şöyle vahyetti:
“İsrailoğullarının önde gelenlerine şöyle de:
“Ben sizlerden boynunda kul hakkı olan hiç
kimsenin duasına icabet etmem.”
35.
İmam Sadık (a.s): “Şüphesiz aziz ve celil olan
Allah şöyle buyuruyor: “İzzetim ve celalime
andolsun ki bir mazlum kendisine zulmedilen
bir hak hususunda bana dua eder de, kendisi de
aynı zulmü başkasına işlerse, asla kendisine
icabet etmem.”
c)
Duanın İlahi Hikmetle Uyumsuzluğu
36.
İmam Ali (a.s): “Şüphesiz münezzeh olan
Allah’ın keremi, hikmetiyle çelişmez. Bu
yüzden her dua müstecap olmaz.”
Dua Etmenin
Adabı
1)
Besmele
37.
Resulullah (s.a.a): “Bismillahirrahmanirrahim
ile başlayan dua reddedilmez.”
2)
Allah’ı Övmek
38.
Resulullah (s.a.a): “Şüphesiz başında övgü
olmayan her dua kısırdır.”
3)
Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine Salâvat
Göndermek
39.
İmam Sadık (a.s): “Dua, Muhammed’e ve Al-i
Muhammed’e salâvat gönderilmedikçe örtülüdür.”
40.
İmam Sadık (a.s): “Herkim aziz ve celil olan
Allah’tan bir ihtiyacını dilemek isterse,
Muhammed’e ve Ehl-i Beytine salavat
göndermekle başlasın. Sonra Allah’tan hacetini
dilesin. Sonunda da Muhammed’e ve Ehl-i
Beytine salavat göndersin. Zira aziz ve celil
olan Allah, duanın başını ve sonunu kabul
ettiği halde ortasını terk etmekten daha
yücedir. Zira Muhammed’e ve Ali’ne gönderilen
salâvat örtülü kalmaz.”
4)
Salihleri Şefaatçi Kılmak
41.
İmam Kazım (a.s): “Allah’tan bir ihtiyacını
dilemek istediğinde şöyle de: “Allah’ım! Ben
senden Muhammed ve Ali’nin hakkı için
diliyorum. Şüphesiz onların senin nezdinde bir
makamı vardır.”
5)
Günahını İtiraf Etmek
42.
İmam Sadık (a.s): “Duada önce övmek, sonra
günahını itiraf etmek ve sonra da icabet
edilmesini istemek gerekir.”
6)
Yalvarıp Yakarmak
43.
Bihar’ul-Envar’da şöyle yer almıştır: “Allah-u
Teala İsa’ya (a.s) şöyle öğüt vermiştir: “Ey
İsa! Bana üzgün ve kurtarıcısı olmayan,
boğulmak üzere olan birisi gibi dua et… Bana
sadece horluk, yalvarıp yakarmak ve ihlas
üzere dua et. Bana böyle dua edersen ben de
icabet ederim.”
44.
İmam Hüseyin (a.s): “Allah’ın Resulü (s.a.a)
yalvarıp yakarma ve dua anında, yiyecek bir
şey isteyen bir sefil gibi dua ediyor ve
ellerini yukarı kaldırıyordu.”
7)
İki Rekat Namaz Kılmak
45.
İmam Sadık (a.s): “Herkim doğru dürüst abdest
alır, iki rekat namaz kılar, rüku ve
secdelerini kamil bir şekilde yerine getirir,
sonra selam verir, aziz ve celil olan Allah’ı
ve Allah’ın Resulü’nü över ve ardından
hacetini dilerse, şüphesiz yerinde dilemiş
olur. Herkim de yerinde hayrı talep ederse,
ümitsiz geri dönmez.”
8)
İstediğini Çok Görmemek
46.
Resulullah (s.a.a): “Allah’tan isteyin ve çok
isteyin. Zira Allah için hiçbir şey büyük/çok
değildir.”
47.
İmam Bakır (a.s): “Hiçbir isteği çok görmeyin.
Zira Allah nezdinde olanlar takdir
ettiğinizden daha çoktur.”
9)
İsteklerde Yüce Himmet Sahibi Olmak
48.
İmam Ali (a.s), oğlu Hasan’a (a.s) vasiyetinde
şöyle buyurmuştur: “Kendin için güzelliği
kalacak ve vebali yok olacak olan şeyi
dilemelisin. Mal ve servet senin için kalmaz
ve sen de onun için baki kalmazsın.”
49.
İmam Sadık (a.s), İsrail oğullarından yaşlı
kadının Musa’dan (a.s) istediği şey hakkında
şöyle buyurmuştur: “O yaşlı kadın şöyle dedi:
“Benim için bir kaç şey yapmadan bu işi
yapmayacağım: Ayaklarımı hızlı yürütmeli,
gözlerimi geri vermeli, gençliğimi iade etmeli
ve bana kendinle cennette yer vermelisin.”
10)
Herkes İçin Dua Etmek
50.
Resulullah (s.a.a): “Sizden biri dua edince
herkes için dua etsin. Zira bu dua icabete
daha yakındır. Herkim kendisine dua etmeden
önce kardeşlerinden kırk kişi için dua ederse,
o dua hem onlar, hem de kendisi hakkında
müstecap olur.”
11)
Gizli Dua
51.
Resulullah (s.a.a): “Gizli yapılan bir dua,
açık yapılan yetmiş duaya denktir.”
12)
Toplu Dua
52.
İmam Sadık (a.s): “Kırk kişi bir araya gelir
ve herhangi bir şey hakkında Allah’a dua
ederlerse, mutlaka icabet edildiği bir halde
ayrılırlar.”
13)
İcabet Hakkında Hüsnü Zan İçinde Olmak
53.
Resulullah (s.a.a): “İcabet edileceğine yakin
ettiğiniz bir halde Allah’a dua edin.”
54.
İmam Sadık (a.s): “Dua ettiğinde icabetinin
kapıda olduğunu zannet.”
14)
Uygun Bir Zaman Seçmek
55.
Resulullah (s.a.a): “Aziz ve celil olan
Allah’a dua edeceğiniz en hayırlı vakit seher
vakitleridir.” Daha sonra Yakub’un (a.s)
sözünü nakleden şu ayeti okudu: “Yakında
sizler için Rabbimden mağfiret dileyeceğim.”
Allah Resulü daha sonra şöyle buyurdu: “Onlar
için duayı seher vaktine bıraktı.”
56.
İmam Sadık (a.s): “Üç vakitte dualar Allah’tan
örtülü kalmaz: Bir farz yerine getirilince,
yağmur yağdığı zaman ve yeryüzünde Allah’ın
bir mucizesi ortaya çıktığı zaman.”
15)
Israr
57.
Resulullah (s.a.a): “Aziz ve celil olan
Allah’tan hacetini dileyen ve icabet olsun
veya olmasın dualarında ısrar eden kula Allah
rahmet etsin.”
58.
İmam Bakır (a.s): “Allah’a yemin olsun ki
mümin kul aziz ve celil olan Allah’tan
hacetini dilemekte ısrar ederse, mutlaka
haceti giderilir.”
Duası Kabul Olan
Kimse
59.
İmam Hasan (a.s): “Kalbinde Allah’ın
rızasından başka hiçbir istek olmayan kimseye,
Allah’tan istediği her şeye icabet edileceği
konusunda garanti veriyorum.”
60.
İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s): “Herkim herhangi
bir şey hususunda insanlara ümit bağlamaz ve
tüm işlerini aziz ve celil olan Allah’a havale
ederse, aziz ve celil olan Allah onun tüm
hacetlerine icabet eder.”
61.
Resulullah (s.a.a): “Babanın bedduasından
sakının. Şüphesiz babanın bedduası kılıçtan
daha keskindir.”
62.
Resulullah (s.a.a): “Ümmetimin çocuklarının
duası, günahlara bulaşmadıkça müstecap olur.”
63.
İmam Hasan (a.s): “Kur’ân okuyan kimsenin
duası er veya geç kabul olur.”
Müstecap Olmayan
Dualar
64.
Resulullah (s.a.a): “Ben Allah’tan, dostun
dostu hakkında ettiği bedduayı müstecap
etmemesini istedim.”
65.
İmam Sadık (a.s): “Dört kişinin duası müstecap
olmaz:
1- Evinde oturduğu halde “Allah’ım! Bana rızık
ver” diyen kimsenin duası. Kendisine şöyle
denir: “Sana rızık talep etmeni emretmedim mi?”
2- Karısına beddua eden erkeğin bedduası. Ona
da şöyle denir: “Onun işini sana havale
etmedim mi?”
3- Malı olup da heder eden ve “Allah’ım! Bana
rızık ver” diyen kimsenin duası. Ona da şöyle
denir: “Sana iktisatlı olmanı emretmedim mi?”
4- Hiçbir belge ve delil olmaksızın birine
borç veren kimsenin duası... Allah ona şöyle
buyurur: “Sana şahit tutmanı emretmedim mi?”
Duanın
İcabetinin Erteleniş Sebebi
66.
İmam Ali (a.s): “Duanın icabetinin ertelenişi
seni ümitsiz kılmasın. Zira Allah’ın
bağışlaması, niyetine bağlıdır. Bazen bir
duanın icabeti ertelenir ki bu vesileyle
dileyene daha büyük bir mükâfat ve ümitvar
olana daha çok bağışta bulunulsun. Nice şey
istersin de sana verilmez. Ama er veya geç
ondan daha iyisi sana verilir. Veya hayır ve
maslahat açısından senden esirgenir. Nice
istekler karşılandığı takdirde dininin
helakine sebep olur.”
Dua Tesirsiz
Değildir
Resulullah (s.a.a):
“Şüphesiz Rabbiniz haya ve kerem sahibidir.
Kulu kendisine elini uzattığı halde onu boş
olarak döndürmekten hayâ eder.”
İmam Zeyn’ul Abidin (a.s):
“Müminin duası üç halet dışında değildir: Ya
kendisi için biriktirilir, ya dünyada
karşılanır, ya da kendisine çatacak olan
belayı ondan defeder.”
İmam Sadık (a.s):
“Mümin ahiretin güzel sevabını görünce dünyada
hiç bir duasının müstecap olmamasını arzular.”
Gurer’ul-Hikem’den
1- “Dua evliyanın silahıdır.”
2-
“İnsanların en acizi, duadan aciz olan
kimsedir.”
3-
“Şüphesiz münezzeh olan Allah’ın keremi
hikmetini bozmaz. Bu yüzden her dua kabul
görmez.”
4-
“Şüphesiz münezzeh olan Allah’ın kahırları ve
azapları vardır. Sizlere indiğinde onu dua ile
def ediniz. Şüphesiz belayı sadece dua savar.”
5-
“Dua ile belalar def edilir.”
6-
“Müminin silahı duadır.”
7-
“İhlâs ile dua et. Şüphesiz bu icabete en
layık olandır.”
8-
“Allah’ın kapısını çalana, kapı açılır.”
9-
“Kendisine dua verilen icabetten mahrum olmaz.”
10-
“Her dua müstecab olmaz.”
11-
“Allah’a dua edene Allah cevap verir.”
12-
“Bela ve musibeti şiddetlenen kimse beladan
güvende olan afiyetteki kimseden duaya daha
muhtaç değildir.”
13-
“Dua güzel bir silahtır.”
14-
“Duanın icabetinin ertelenmesi seni
ümitsizliğe düşürmesin. Şüphesiz ihsan niyet
ölçüsüncedir. Bazen isteyenin sevabı büyüsün
ve veren kimsenin ihsanı çoğalsın diye icabet
ertelenir.”
15-
“Yolunu günahlarınla kapadığın halde duanın
icabetini geç sayma.”
İBRETLİ ÖYKÜLER
1-
Neden Dualarımız Kabul
Olmuyor
Emir’ul-Müminin Hz. Ali (a.s) bir Cuma günü
Kufe’de çok güzel bir konuşma yaptı.
Konuşmasının sonunda şöyle buyurdular:
“Ey millet! Şu yedi büyük musibetten Allah’a
sığınmamız gerekir:
1-
Âlimin sürçmesinden.
2-
Abidin ibadetten usanmasından.
3-
Müminin muhtaç olmasından.
4-
Eminin hıyanet etmesinden.
5-
Zenginin fakir olmasından.
6-
Azizin zelil bir duruma düşmesinden.
7-
Fakirin hasta olmasından.”
Bu esnada bir adam ayağa kalkarak şöyle dedi:
“Doğru buyurdunuz ey Emir’ul-Muminin! Biz
saptığımızda sen kıblemizsin, karanlıkta
kaldığımızda sen nursun. Allah Teala'nın:
“Ud’unî estecib lekum” (Bana dua edin size
icabet edeyim)
diye buyurmuş olduğu sözü hakkında senden soru
sormak istiyorum. Allah-u Teala’nın böyle
buyurmasına rağmen neden duamız kabul olmuyor?”
Hz. Ali (a.s) cevaben şöyle buyurdular:
“Dualarınızın kabul olmamasının sebebi,
kalplerinizin sekiz şey hususunda hiyanet
etmesinden dolayıdır:
Birincisi: Siz Allah’ı tanıdınız fakat size
farz kıldığı şekilde hakkını eda etmediniz. Bu
yüzden bu tanıyış size bir şeyi kazandırmadı.
İkincisi: Siz Allah’ın Peygamberine iman
ettiniz ama onun sünnetine karşı çıktınız ve
şeriatini öldürdünüz. O halde imanınızın
neticesi nerede kaldı! (Yok olup gitti.)
Üçüncüsü: Allah’ın size nazil etmiş olduğu
kitabı (Kur’an’ı) okudunuz fakat onunla amel
etmediniz; Kur’an’ı canı gönülden kabul ettik
ve ona uyacağız dediniz ama ona muhalefet
ettiniz.
Dördüncüsü: Biz cehennem ateşinden korkuyoruz
dediniz, o halde korkunuz nerede kaldı?!
Beşincisi: Cennete rağbet etmekteyiz, dediniz.
Ama her an sizi ondan uzaklaştırmakta olan
şeyleri yapıyorsunuz; o halde cennete olan
rağbet ve iştiyakınız nerede kaldı?!
Altıncısı: Siz Allah’ın nimetini yediniz. Ama
o nimete karşı Allah’a şükür etmediniz.
Yedincisi: Allah-u Teala sizi şeytanla düşman
olmaya emretti ve buyurdu ki: “Şüphesiz
şeytan sizin düşmanınızdır; o halde ona düşman
kesilin.” Ama siz dilde onunla düşmanlık
ettiniz, amelde ise muhalefet etmeksizin onu
dost edindiniz (ona uydunuz).
Sekizincisi: Siz halkın kusurlarını
gözlerinizin önüne diktiniz. Ama kendi
ayıplarınızı attınız (onları görmezlikten
geldiniz) ve kınanmaya kendisinden daha layık
olduğunuz kimseyi kınamaya kalkıştınız.
Bununla birlikte hangi dua sizin için kabul
olabilir! Oysa siz duanın kapı ve yollarını
kapadınız. O halde Allah’tan korkun,
amellerinizi düzeltin, biatinizi halis edin,
iyiliğe emredin, kötülükten sakındırın.
Bunları yaptığınız takdirde Allah-u Teala
duanızı kabul eder.”
Bir şahıs İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna vararak
şöyle dedi: Kur’an’ı Kerim’de tevilini
bilmediğim iki ayet vardır.
İmam (a.s): “Hangi ayetlerdir?”
— Biri; “Beni çağırın (dua edin) size
icabet edeyim”
ayetidir. Oysa ben Allah’ı çağırmama
rağmen duam kabul olmuyor.
— Allah’ın, vaadine aykırı hareket ettiğini mi
sanıyorsun?
— Hayır!
— Öyleyse ne demek istiyorsun?
— Bilmiyorum.
— Diğer ayet hangisidir?
— Neyi infak ederseniz, Allah onun yerine
bir başkasını verir”
ayetidir.
— Allah’ı
vaadine sadık kalmadığını mı sanıyorsun?
— Hayır!
— Öyleyse ne demek istiyorsun?
— Bilmiyorum.
— İnşaallah bu konuyu sana açıklayacağım. Eğer
Allah’ın emrettiği şeye itaat ettikten sonra
O’nu çağırsaydın sana icabet ederdi. Ama sen
Allah’a muhalefet ve isyan etmektesin, o da
sana icabet etmiyor.
İnfak ettiğin şeyin yerini başka bir şeyin
doldurmadığı sözüne gelince; eğer helal yolla
kazanarak yerinde infak etmiş olsaydın, bir
dirhem bile olsaydı Allah onun yerine bir
başkasını verirdi. Eğer O’nu dua metoduyla
çağırsaydın, günahkâr bile olsaydın yine sana
icabet ederdi.
— Dua metodu nedir?
— Farzı eda ettiğinde Allah’ı ulularsın,
ta’zim edersin ve edebildiğin kadar O’nu
methedersin, Peygamber (s.a.a)’e salât
gönderirsin, O’na çokça salât gönderirsin,
risaletini tebliğ ettiğine şehadet edersin,
hidayet İmamlarına salât gönderirsin. Allah’a
hamd-u sena, hidayet İmamlarına salât ve
selamdan sonra Allah’ın sana iyiliklerini,
güzel ihsanıyla imtihanlarını, sana verdiği
nimetlerini, sana yaptığı güzel işlerini
hatırlayarak bunlara karşı Allah’a hamd ve
şükredersin. Daha sonra hatırladığın
günahlarına bir bir ve hatırlamadığın
günahlarına ise genel olarak itiraf edersin.
Bütün günahlarından Allah’a tövbe ederek,
tekrar günaha dönmeyeceğine karar verirsin. O
günahlardan pişmanlık duyarak doğru bir niyet,
korku ve ümitle Allah’tan bağışlanma diler ve
şunları söylersin:
“Allah’ım! Ben günahlarımdan dolayı senden
özür ve bağışlanma diliyorum, sana tövbe
ediyorum. Öyleyse beni itaatine yönelt, beni
bana farz kıldığın, yani seni hoşnut eden her
şeye muvaffak kıl. Şüphesiz ben, kendisini
nimetlendirmediğin halde senin itaatinden
birine ulaşan, onu yapmaya muvaffak olan hiç
kimseyi görmedim. Öyleyse, bana öyle bir nimet
ver ki, onunla rızvanına ve cennetine ulaşayım.”
Daha sonra hacetlerini iste. Ümit ederim ki,
Allah seni mahrum etmez inşaallah.
3-
Gece Karanlığında Allah’a
Yakarış
Ebu Derda
şöyle diyor:
Karanlık gecelerden birinde, Medine’de
Ben-i Neccar hurmalıkları arasından
geçiyordum. O esnada hüzün dolu bir gamlı ve
inilti kulağıma ilişti. Sese yaklaştığımda
gecenin karanlığında kuytu bir köşede
birisinin Allah Teala’ya şöyle münacat
ettiğini duydum:
“İlahî! Nice helak edici günahlarıma karşı,
hilimli davranarak beni ansızın
cezalandırmadın; nice suçlarımın üzerini
örterek lütuf ve kereminle onları aşikâr
etmedin. İlahi! Gerçi ömrüm sana isyan etmekle
geçmiş ve günahlarım amel defterimi
doldurmuştur; ama benim ümidim, senin mağfiret
ve hoşnutluğundan başka bir şey değildir.”
Bu kalp okşayıcı, etkileyici ses, beni
öylesine kendisine cezp etti ki elimde
olmaksızın o sese doğru hareket ettim, aniden
gözüm Ali bin Ebi Talib’e ilişti. O Hazretin
dua ve münacatına mani olmamak ve o yakarıştan
mahrum kalmamak için ağaçların arasına
saklandım.
Ali bin Ebi Talip, o ıssız karanlık gecede iki
rekât namaz kıldı, sonra en içiten dualarla
hüzün dolu gözyaşlarını dökerek yakarışını
sürdürdü.
Hz. Ali (a.s)’ın münacatlarından biri de şu
idi:
“Ey Rabbim! Senin affını düşündüğümde,
günahlarım küçük geliyor; senin şiddetli
azabını düşündüğümde ise musibetim büyüyor.”
Daha sonra duasına şöyle devam etti:
“Âh! Amel defterimde benim unuttuğum ama senin
kaydettiğin günahları okumuş olursam o zaman
‘Onu tutun’ diye emredeceksin. Yakalanıp da
ailesi kendisini kurtaramadığı, kabilesinin
kendisine bir fayda sağlayamadığı ve
meleklerin kendisine merhamet etmediği
kimsenin vay haline!”
Daha sonra duasını şöyle sürdürdü:
“Ciğer ve böbrekleri yakan, organları
birbirinden ayıran ateşten dolayı vay halimize!
Cehennemin şiddetli yakıcı alevinden dolayı
eyvah!”
Ebu Derda
sözünün devamında şöyle diyor:
Hz. Ali (a.s) yine şiddetle ağladı, bir müddet
sonra ondan artık bir ses duyulmuyordu, hiçbir
hareket ve kımıldama da görülmüyordu. Kendi
kendime şöyle dedim: “Gece uyumadığından
dolayı kesinlikle uykuya dalmıştır.” Şafağın
sökmesi yaklaştı, onu namaz için uyandırmak
istedim. Bundan dolayı onun yanına gittim,
yanına varır varmaz onu, kuru bir ağaç gibi
yere düşmüş olduğunu gördüm. Hareket ettirdim,
hareket etmedi; seslendim cevap vermedi. Bu
durumu görünce; “İnna lillah ve inna ileyhi
raciun” dedim.
Ebu Derda sözünün devamında şöyle diyor:
Ben suretle Hz. Ali’nin (a.s) evine doğru
koştum, Hazretin durumunu onlara bildirdim.
Fatıma (a.s) şöyle dedi: “Ebu Derda! Olay
nedir?”
Ben Hz. Ali’nin durumunu onlara anlattım. Hz.
Fatıma (a.s) şöyle buyurdu:
“Ebu Derda! Allah’a and olsun ki, o
baygınlıktır; Allah korkusuyla kendisinden
geçmiştir.”
Daha sonra bir kap suyla Hz. Ali’nin yanına
döndük, O Hazretin yüzüne su serptik, böylece
kendisine geldi, gözlerini açtı, benim
şiddetle ağladığımı görünce bana bakarak şöyle
buyurdu: “Ebu Derda! Neden ağlıyorsun?”
Cevaben dedim ki: “Kendine yakıştırdığın
şeyden dolayı ağlıyorum.”
Buyurdular ki: “Ey Ebu Derda! Beni hesaba
götürdüklerinde, günahkârlar azaba yakin
ettiklerinde, katı yürekli melek ve cehennem
zebanileri (görevlileri) beni kuşattıklarında,
Kahhar Allah’ın huzurunda durduğumda, dostlar
beni ilahi emre teslim ettiklerinde ve dünya
ehli halime acıdıklarında durumun nasıl olacak?
Elbette sen, her gizli ve saklı şeyleri bilen
bir Allah’ın karşısında yer aldığımda bana
herkesten daha çok acıyacaksın.”
İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyuruyor:
“Ben babamla birlikte karanlık bir gecede
Ka’be’yi tavaf ediyorduk. Ka’be’nin etrafı
sakinleşmişti, ziyaretçiler uykuya dalmışlardı.
Aniden yürek yakan bir ses duyduk. Biri
Allah’ın dergâhına yünelerek insanı etkileyici
içten bir acıyla yalvarıp ağlıyordu.”
Babam bana şöyle buyuru: “Ey Hüseyin!
Allah’ın dergâhına sığınan, kırık kalple
pişmanlık gözyaşı döken günahkâr bir kulun
sesini duyuyor musun? Git onu bul benim yanıma
getir.”
İmam Hüseyin (a.s) şöyle devam ediyor: Gecenin
karanlığında Ka’be’nin etrafını gezdim, o
adamı rükünle makam arasında namaz halinde
buldum. Selam vererek şöyle dedim: “Ey
Allah’ın pişman olan kulu! Babam Emir’ul-
Muminin seni çağırıyor.” Bu sözü duyunca
aceleyle namazını tamamladı. Onu babamın
huzuruna götürdüm. Babam onun temiz elbise
giymiş, yakışıklı bir genç olduğunu görerek
şöyle buyurdu:
“Sen kimsin?”
Genç: “Ben bir arabım.”
Emir’ul- Muminin: “Durumun nasıldır? Neden
öyle yakıcı bir şekilde ağlıyorsun?”
Genç: “Ey Emir’ul- Muminin! Babama isyan
etmenin cezasını çekiyorum; onun bedduası
yaşandımın temellerini sarstı, sağlık ve
huzurumu elimden aldı.”
Emir’ul- Muminin: “Olay nedir?”
Genç: “Ben laubali bir gençtim, sürekli günah
işliyordum, Allah’tan da hiç korkum yoktu.
Bana karşı şefkatli olan yaşlı bir babam vardı.
Bana her ne kadar nasihat etseydi, sözlerini
dinlemezdim. Bana nasihat ettiği zaman, onu
azarlıyordum, sövüyordum, bazen de dövüyordum.
Bir gün, bir yerde bir miktar para vardı, onu
alıp harcamak için o paraya doğru gittim.
Babam o parayı almama mani oldu. Ben de parayı
zorla elinden alarak onu sert bir şekilde yere
vurdum; o esnada babam ellerini dizlerine
koyup kalkmak istedi, ama acı ve eziklikten
yerden kalkamadı. Paraları alıp işime gittim.
O anda, babam bütün arzularının yok olduğunu
görüp Allah’ın evine (Ka’be’ye) giderek bana
beddua edeceğine dair yemin etti.
Birkaç gün sonra da oruç tutup namaz kıldı.
Daha sonra yolculuk için hazırlığını
tamamlayıp Ka’be’ye yani buraya doğru hareket
etti. Ben onu izliyordum; tavaf ettikten sonra
Ka’be’nin perdesinden tutarak kırık bir kalp
ve yakıcı bir ahla bana beddua etti.
Allah’a and olsun ki! Bedduası sana ermeden,
bu bedbahtlığa yakalandım, böylece sağlık (nimeti)
elimden alınmış oldu.”
Genç adam bu sırada gömleğini açarak bedeninin
bir tarafının felç olduğunu gösterdi. Genç
sözlerinin devamında şöyle dedi:
“Bu olaydan sonra bütün yaptıklarıma çok
pişman oldum. Babamın yanına giderek özür
diledim. Ama o kabul etmedi, kendi evine doğru
gitti. Üç yıl bu durumla yaşadım, nihayet hac
mevsiminin üçüncü yılı, babamdan, Ka’be’ye
giderek bana beddua ettiği yerde benin için
hayır dua etmesini ısrarla istedim.
Babam lütfederek benim bu ricamı kabul etti.
Mekke’ye doğru hareket ettik. Seyyak çölüne
yetiştiğimizde artık karanlık çöktü. Caddenin
kenarından bir kuş aniden kanatlarını (çırparak)
uçunca deve ürktü ve babamı yere attı. Babam
taşların üzerine düştü, düşür düşmez de can
verdi. Babamı o bölgede defnedip buraya geldim.
Biliyorum benim bu kötü kaderim, babamın
bedduası ve benden razı olmaması sebebiyledir.
Emir’ul- Muminin (a.s), gencin bu dertli
hikâyesini duyduktan sonra şöyle buyurdular:
“Senin feryadına koşacak olan, şimdi
yetişmiştir; Resululah (s.a.a)’den duymuş
olduğum duayı sana öğreteceğim; içerisinde
Allah’ın ism-i a’zamı olan bu duayı kim okursa,
Allah Teala onun duasını kabul eder; gam,
üzüntü, hastalık ve fakirlik onun
yaşandısından uzaklaşır, günahları ise
bağışlanmış olur...”
İmam Hüseyin (a.s), sözünün devamında şöyle
buyuruyor:
Genç duayı alıp gitti. Zilhicce ayının onuncu
gününün sabahı, sevinçli bir halde yanımıza
geldi. Sağlığının düzelmiş olduğunu gördük.
Genç şöyle dedi: “Allah’a and olsun ki,
Allah’ın ism-i a’zamı bu duadadır. Allah’a and
olsun ki, duam kabul oldu, hacetim karşılandı.”
Emir’ul- Muminin (a.s) ondan, nasıl şifa
bulduğunu açıklamasını istedi.
Genç şöyle dedi: “Zilhiccenin onuncu gecesinde,
karanlık her tarafı sardığı herkesin uykuya
daldığı bir vakitte, duayı elime alıp Allah’ın
dergâhına yakararak gözyaşı döktüm. Kısa bir
süre uyudum; uykuda Resulullah (s.a.a)’i
gördüm; mübarek elini omzuma koyarak şöyle
buyurdu:
“Alah’ın ism-i a’zemı hürmetine sağ- salim ol
ve güzel bir yaşandın olsun.”
İkinci kez olarak gözlerim uykuya dalınca
şöyle bir ses kulağımda çınladı: “Ey genç!
Kalk artık. Allah’ın ism-i azamı ile yakardın
ve duan kabul oldu.”
Ben uykudan uyandığımda kendimi sağ-salim
gördüm.
İmam Bakır (a.s)’dan şöyle nakl edilmiştir:
“Ben-i İsrail arasında Cureyh isminde bir abit
vardı, o sürekli olarak mabette ibadet
yapıyordu. Bir gün annesi mabede gelip onu
çağırdı. O ibadetle meşgul olduğundan dolayı
annesine cevap vermedi. Annesi cevap
alamayınca eve geri döndü.
Bir saat sonra tekrar mabede gidip Cureyh’i
çağırdı, Cureyh yine de annesinin sözüne itina
etmedi. Annesi üçüncü kez yine mabede gelip
onu çağırdı, yine bir cevap alamadı.
Oğlun bu tavrından dolayı annenin kalbi
kırılıp ona beddua etti.
Ertesi gün hamile olan fahişe bir kadın onun
yanına geldi, orada doğum sancısı tutarak bir
çocuk dünyaya getirdi. O çocuğu Cureyh’in
yanına bırakarak o veledüzzina çocuğun o
abidin çocuğu olduğunu iddia etti.
Bu mevzu yayılıp dillere düştü. Halk birbirine
şöyle diyordu: "Halkı zina yapmaktan nehy eden
ve onları kınayan bir kimsenin şimdi kendisi
zina yapmıştır."
Abidin zina yapma söylentisi o zamanın şahının
kulağına yetişti. Şah abidin idam edilmesini
emretti. Abidin idamı için halk toplandığında
annesi gelip onu o şekilde rüsva görünce
rahatsızlığından yüzünü tırmalayıp ağladı.
Cureyh annesine bakıp şöyle dedi:
“Anne sus! Senin bedduan beni buraya
çıkarmıştır; oysa ben suçsuzum.”
Halk Cureyh’in bu sözünü duyunca ona şöyle
dediler:
“Sana isnat edilen şeyin yalan olduğunu sabit
etmedikçe biz bu sözü (suçsuz olmanı) senden
kabul etmeyiz.”
Bu esnada annesi kendisinden razı olan abit
şöyle dedi: “Bana isnat edilen çocuğu benim
yanıma getirin!”
Çocuğu abidin yanına getirdiklerinde çocuk
açık bir ifadeyle; “Benim babam filan çobandır”
dedi.
Böylece Allah-u Teala, annesi ondan razı
olduktan sonra onun yok olan haysiyetini geri
çevirdi ve halkın Cureyh’e isnat ettikleri
iftirayı temizledi.
Cureyh artık ondan sonra hiçbir zaman annesini
kendisinden rahatsız etmeyeceğine ve sürekli
olarak onun hizmetinde olacağına dair yemin
etti.
İki eli, iki ayağı kesilmiş ve her iki gözü de
çıkmış olan bir adam; “Allah’ım beni ateşten
koru!” diye feryat ediyordu.
Bir şahıs ona; “Senin için bir ceza kalmadığı
halde yine de Allah’ın seni ateşten korumasını
mı istiyorsun? dediğinde o adam şöyle dedi:
Ben Kerbela’da idim, İmam Hüseyin
öldürüldüğünde, onun üzerinde değerli bir
şalvar ve kuşağın olduğunu gördüm, bütün
elbiseleri yağmalanmıştı, sadece üzerinde bir
şalvar kalmıştı.
Hüseyin’in (a.s) bedenine doğru yaklaştım, o
kuşağı açmak istediğimde, elini kaldırıp onun
üzerine koydu! Elini kenara itemedim, bu
yüzden elini kestim. Yine o kuşağı açmak
istediğimde bu defa sol elini o kuşağın
üzerine koydu! Her ne yaptımsa elini onun
üzerinden kaldıramadım. Bundan dolayı sol
elini de kestim! Yine de o kuşağı açmak
istedim, bu anda zelzelenin korkutucu sesini
duydum! Korkarak kenara çekildim, geceleyin
şehitlerin parça-parça olan bedenlerinin
kenarında yattım.
Uyku âleminde güya Hz. Muhammed (s.a.a)’in Hz.
Ali ve Fatime (a.s) ile gelip İmam Hüseyin’i
öptüğünü gördüm.
Hz. Peygamber; “Oğlum seni öldürdüler mi?
Allah da seni bu hale sokanları öldürsün!”
buyurdu.
İmam Hüseyin; “Beni Şimr öldürdü, burada yatan
bu şahıs da benim ellerimi kesti.” dedi.
Fatime (a.s) da bana bakıp şöyle dedi: “Allah
el ve ayaklarını kessin, gözlerini çıkarsın ve
seni ateşe soksun!”
Uykudan uyandım, el ve ayaklarımın kesildiğini
ve kör olduğumu anladım. Fatime’nin (a.s) üç
duası kabul olmuştur, ama dördüncüsü (ateşe
atılmak) halen duruyor. İşte bundan dolayı;
“Allah’ım beni ateşten koru!” diye dua
ediyorum.
Allah Teala, İsrail peygamberlerinden birine;
“senin ümmetinden bir kişinin üç duası
kabuldur” diye vahyetti. Peygamber, o adamı bu
meseleden haberdar etti. Adam hanımının yanına
giderek meseleyi ona nakletti. Kadım, o
dualardan birini onun hakkında uygulamasını
istedi. Kocasın da kabul etti.
Bunun üzerine kadın kocasına; “Allah’tan,
benim kadınların en güzeli olmamı iste” dedi.
Kocası da dua etti; derken hanımı kendi
zamanın en güzel kadını oldu. Çok geçmeksizin
heva ve heves düşkünü şah ve kralların, zengin
ve ayyaş gençlerin ilgilerini çekti.
Kadın artık, yaşlı ve fakir kocasına itina
etmiyordu, huzursuzluk çıkarıp eşine karşı
kötü davranıyordu.
Kocası bir müddet onunla geçinmeye çalıştı.
Ama gün geçtikçe ahlakının kötüleştiğini ve
artık tahammül edilmeyecek bir dereceye
geldiğini görünce, Allah’tan onu köpek şekline
sokmasını istedi, bu duası da kabul oldu... Bu
ilginç maceradan dolayı o kadının çocukları,
babalarının etrafında toplanarak “Halk bizi
kınıyor, anneniz köpek olmuştur.” Diyorlar
diyerek ağlamaya başladılar. Babalarının,
annelerinin ilk şekline dönmesi için dua
etmesini istediler. Babaları da dua ederek
kadın ilk şekline girdi. İşte böylece, o
adamın icabete erişen üç duası da boşuna
gitti.
8-
Nasıl Dua Etmeli?
Bir kimse İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın
huzurunda iken şöyle bir dua etti:
“Allah’ım! Beni yaratıklarından hiçbirine
muhtaç etme!”
İmam (a.s) adamın böyle bir dua ettiğini
görünce şöyle buyurdular:
“Kesinlikle böyle bir dua etme! Çünkü
başkasına muhtaç olmayacak hiçbir kimse
yoktur; herkesin bir birine ihtiyacı vardır.
Ama dua ederken şöyle de:
“Allah’ım! Beni kötü kullarına muhtaç etme.”
Ravi şöyle diyor:
Arafat amellerini tamamladığımda İbrahim
bin Şuayb’la karşılaşarak selam verdim.
İbrahim gözlerinden birini kaybetmişti; salim
olan gözü de kan parçası gibi kıpkırmızı
olmuştu.
Dedim ki: “Bir gözün zayi olmuştur; Allah’a
and olsun diğer gözünden de korkuyorum! Eğer
ağlamaktan biraz sakınırsan iyi olur.”
İbrahim: “Allah’a and olsun ki bugün, bir dua
bile kendi hakkımda etmedim.”
Dedim ki: “Öyleyse kimin hakkında dua
ediyordun?”
İbrahim: “Din kardeşlerim hakkında. Çünkü İmam
Sadık (a.s)’ın şöyle buyurduğunu duydum:
“Kim kardeşinin gıyabında onun için dua
ederse, Allah Teala bir meleği; “Din kardeşin
için istediğin şeyin iki katı da sana olsun”
demesi için görevlendirir.”
İşte bu yüzden, meleğin bana dua etmesi için
din kardeşlerime dua etmek istedim. Çünkü
kendi duamın kendim hakkında kabul olup
olmayacağını bilmiyorum; ama meleğin benim
hakkımda duasının kabul olacağına yakinim
vardır.”
Müslümanlar grup grup Uhud savaşı cephesine
doğru koşuyorlardı. Ayağından sakat olan Amr
bin Cumuh’un aslan gibi dört yiğit oğlu da
Resulullah (s.a.a)’in kenarında yer alarak
cepheye gitmek istiyorlardı. Amr bin Cumuh
halkın savaş cephesine doğru akın yaptığını
görünce heyecanlanarak savaşa katılmaya karar
verdi. Bu yüzden savaş elbisesi giyerek Uhud’a
doğru hareket etmeye başladı ve “Allah’ım,
beni aileme geri döndürme!” dedi.
Onun akrabalarından bazıları ona yetişerek onu
aldığı karardan vazgeçirmeye çalışarak şöyle
dediler: Sen bu yaşlılığın ve bu sakat
ayağınla iyice savaşamazsın; Allah cihadı sana
farz kılmamıştır. En iyisi Medine’de
kalmandır. Savaş alanına dört yiğit çocuğunu
göndermen senin için yeterlidir.
Amr onların sözlerine cevaben şöyle dedi:
Müslümanlar cihat meydanına giderek cenneti
kazanmaları ve benim de sizin yanınızda
oturarak o feyizden mahrum kalmam doğru
mudur?”
Her ne yaptılarsa, bu ilahî şahsı aldığı
karardan vazgeçiremediler. Nihayet Peygamber
(s.a.a)’in huzuruna vararak O’nun bu konudaki
görüşünü almayı kararlaştırdılar.
Resulullah (s.a.a)’in huzuruna geldiklerinde
Amr şöyle dedi: “Ya Resulellah! Ben
müslümanlarla birlikte savaşa katılmak ve
şahadet feyzine erişmek istiyorum. Ama
akrabalarım bana engel oluyorlar. Oysa ben bu
sakat ayağımla cennete gitmek istiyorum.”
Peygamber (s.a.a) ona: “Sen özürlüsün; bundan
dolayı cihat sana farz değildir” buyurdular.
Sonra onun akrabalarına dönerek şöyle
buyurdular:
“Gerçi cihat ona farz değildir. Ama siz onu
cihattan alıkoymayınız ve onu kendi haline
bırakınız. Allah Teala şahadet nimetini ona
nasip edebilir.”
Amr sevinerek Peygamber (s.a.a)’in huzurundan
dışarı çıktı. Evine gelip bütün akrabalarıyla
vedalaştı. Cepheye doğru hareket etmek
istediğinde ellerini göğe kaldırarak:
“Allah’ım, beni bu eve geri döndürme!” diye
dua etti.
Amr savaş alanına doğru hareket ederek orada
bir oğluyla beraber şehit oldu.
Savaş sona erdikten sonra Amr’ın hanımı “Hind”
savaş alanına gelerek kocasının, Hallad
ismindeki oğlunun ve Abdullah ismindeki
kardeşinin cenazelerini bularak onları bir
devenin üzerine bırakıp Baki mezarlığında
defnetmek için Medine’ye doğru hareket etti.
“Harre” denen yerin bitimine ulaştığında deve
çökerek Medine’ye doğru hareket etmedi. Fakat
Uhud’a doğru yöneldiğinde deve süratle hareket
ediyordu. Bu olay birkaç defa tekrarlandı.
Sonunda Amr’ın hanımı Hind, Resulullah
(s.a.a)’in yanına dönerek durumu O’na anlattı.
Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular:
“Deve memurdur! Kocan Uhud’a doğru giderken
bir şey dedi mi; dua etti mi?”
Kadın: “Evet”, “Uhud’a doğru hareket etmek
istediğinde kıbleye dönerek şöyle dua etti:
“Allah’ım, beni aileme geri çevirme, şahadet
nimetini bana nasip et” dedi.
Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: “Allah Teala
onun duasını kabul etmiştir. İşte bundan
dolayı deve onun cenazesini Medine’ye doğru
taşımıyor.”
Sonra Resulullah (s.a.a) ashabına dönerek
şöyle buyurdular:
“Sizin aranızda öyle şahıslar vardır ki, eğer
Allah’a yemin ederlerse, Allah Teala mutlaka
onlara lütufta bulunur ve Amr bin Cumuh da
onlardan birisidir.”
Daha sonra Resulullah (s.a.a) o üç şehidin
kabirlerinde biraz durarak: “Ey Hind! Kocan,
oğlun ve kardeşin cennette de böyle beraber
olacaklardır” buyurdular.
Hind de: “Ya Resulellah! Allah Teala’nın Beni
de onlarla beraber haşretmesi için dua ediniz”
dedi. Peygamber (s.a.a) de onun hakkında dua
ettiler.
Beni İsrail’de evladı olmayan bir adam vardı
ve o Allah Teala’nın kendisine bir evlat
vermesini çok istiyordu. Üç yıl dua etti ama
bir netice alamadı. Allah Teala’nın onun
duasını kabul etmediğini görünce şöyle dedi:
“Allah’ım! Ben senden uzak mıyım ki duamı
işitmiyorsun? Yoksa sen bana yakınsın da duamı
kabul etmiyorsun?”
Uykuda bir adam şöyle dedi:
“Üç yıl Allah’ı, kötü bir dil, temiz olmayan
bir kalp ve doğru olmayan bir niyetle
çağırdığından dolayı duan kabul olunmadı.
Duanın kabul olması için dilini çirkin
sözlerden alıkoy; kalbini arıt ve niyetini
güzelleştir.”
O adam, uykuda kendisine denilen sözlere amel
edince Allah Teala ona bir evlat verdi.
Şeybet’ul-Huzulî isminde mümin bir adam
Resulullah (s.a.a)’in huzuruna vararak şöyle
dedi: “Ya Resulellah! Ben yaşlanmışım; namaz,
oruç, hac ve cihad gibi yaptığım bir takım
amelleri artık yapmaya kadir değilim. O halde
bana yararlı olacak bir söz öğret ve vazifemi
hafiflet.”
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Çevrende
bulunan tüm taş ve kesekler senin bu haline
ağladılar. O halde sabah namazını kılıp
bitirdiğinde (bu güçsüzlüğü telafi etmek için)
on defa şöyle de: “Subhanellah’il-azim ve
bihamdihi vela hâvle velâ kuvvete illa
billah’il-aliyy’ il-azim.”[30]
Allah-u Teâla bu vesileyle seni körlükten,
cinnetten, cüzamdan (abraş hastalığından),
fakirlikten ve yaşlılıktan kaynaklanan
güçsüzlüklerden kurtarır.”
Yaşlı adam: “Ya Resulellah! Bu, dünya içindir;
ahiret için ne vardır?” dedi.
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Her namazın
ardından şöyle de: “Allahummehdini min
indike ve efiz aleyye min fazlike venşur
aleyye min rahmetike ve enzil aleyye min
berekatike.”[31]
Yaşlı adam bu sözleri aldıktan sonra gitti.
Sonra Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Eğer
bu yaşlı adam bu zikri sürekli söyler ve
kasıtlı olarak onu terk etmezse, cennetin
sekiz kapısı onun yüzüne açılır ve istediği
kapıdan cennete girer.”[32]
Minhal şöyle diyor:
Allah’ın evini ziyaret ettikten sonra
Medine’ye döndüm. Medine’de İmam
Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın yanına vardım. İmam
(a.s) konuşma esnasında bana hitaben: “Minhal!
Hermele ne haldedir?” diye sordu.
Ben de cevabında: “Ben gelirken o Kufe’de idi”
dedim.
İmam (a.s) ellerini göğe doğru kaldırarak onun
hakkında üç defa şöyle dedi: “Allah’ım! Ateşin
sıcaklığını Hermele’ye tattır!”
Minhal sözünün devamında şöyle diyor:
Ben Medine’den dönüp Kufe’ye vardığımda,
Muhtar’ın kıyam ettiğini gördüm. Ben birkaç
gün evde dostların gelip gitmesiyle meşgul
olduktan sonra bir bineğe binerek Muhtar’ı
görmeye gittim. Evin dışında Muhtar’la mülakat
ettiğimde şöyle dedi: “Minhal! Neden
hükümetimizin bayrağı altına gelmiyorsun ve
neden bizimle yardımlaşmıyorsun?”
Cevabında dedim ki: “Mekke’ye gitmiştim, şimdi
sizin hizmetinizdeyim.”
Daha sonra Muhtar’la birlikte hareket ettim,
yol esnasında konuşmakla meşgul olduk. Nihayet
Kufe’nin Kenase mahallesine yetiştik. Muhtar
orada biraz durdu, sanki bir şeyi bekliyordu.
Muhtar, Hermele’nin nereye sığındığından
haberdar olmuştu. Birkaç memuru, onu yakalamak
için gönderdi. Çok geçmeksizin bir grup adam
koşarak gelip şöyle dediler:
“Emir (komutan)! Müjde! Hermele yakalandı.
Biraz sonra Hermele’yi getirdiler. Muhtar’ın
gözü Hermele’ye ilişince şöyle dedi: “Allah’a
şükürler olsun ki, beni sana musallat etti.”
Sonra şöyle dedi: “Deve öldüren, deve öldüren
getirin!”
Deve öldüren satırı getirdiklerinde,
Hermele’nin ellerinin kesilmesini emretti.
Hemen Hermele’nin ellerini kestiler.
Sonra şöyle dedi: “Onun iki ayaklarını da
kesin.”
Hermele’nin iki ayaklarını da kestiler.
Sonra: “Ateş getirin! Ateş getirin!” diye
bağırdı.
Bir miktar kamış getirerek Hermele’yi o
kamışların arasına bırakıp o kamışları
yaktılar.
Ben taaccüple: “Sübhanellah!” dedim.
Muhtar bu sözü duyunca şöyle dedi:
“Sübhanellah demek iyidir ama sen ne için bu
zikri söyledin?”
Cevabında şöyle dedim: “Emir! Ben Mekke’den
dönerken Medine’de İmam Zeyn’ul-Abidin
(a.s)’ın huzuruna vardım, İmam (a.s) bana:
“Hermele ne haldedir?” diye sordu. Ben de
cevabında: “Ben gelirken o Kufe’de idi” dedim.
İmam (a.s) ellerini göğe doğru kaldırdı ve
Hermele hakkında beddua ederek üç kez şöyle
dedi: “Allah’ım! Ateşin sıcaklığını Hermele’ye
tattır.”
Muhtar: “İmam Zeyn’ul-Abidin’in bu sözü
buyurduğunu bizzat sen kendin mi duydun?” diye
sordu.
Cevabında: “Allah’a andolsun ki bu şekilde
buyurduğunu duydum” dedim.
Muhtar, bineğinden inerek iki rekât namaz
kıldı ve secdeye kapandı. Daha sonra kalkarak
bineğine bindi…[33]